Son 70-80 yıldır hayatımıza giren sadece kimyasal terkiplerden oluşan ilaçlardan medet umarak çığ gibi büyüyen hastalık çeşitlerini ve oranlarını yok etmeyi beklemek yerine, binlerce yıldır insanlığın şifa bulduğu eskimez metotlarla birlikte gelişen teknolojinin ışığı altında Ortodoks tıbbının deneyim ve engin tecrübelerinden de istifade ederek işbirliğiyle İntegratif-Bütünsel Tıp metotlarını da kullanarak çözüm yolları aramanın vaktinin geldiğini, hatta geç kalındığını paylaşarak sizlere yeni bir ufuk açmak istiyoruz.
Koruyucu Hekimlik
İlkokuldan başlayarak, lise ve üniversitede mutlaka önleyici, koruyucu hekimlik ve sağlıklı beslenme ile ilgili dersler zorunlu olarak okutulmalıdır. Tıp fakültelerine dünyadaki emsalleri gibi bitkisel tedavi ile ilgili bölümler ve yan bilim dalları geç kalmadan kurulmalıdır.
İlaç Tüketimi
Avrupa ve Dünya ülkeleri kendi ilacını kendi üretmektedir. Türkiye yüz milyarlarca dolar dövizi ilaca vermektedir. Ülkemiz bu kadar zengin değildir. Ülkemizdeki yetkililer sağlıkta başka metotlar aramadığı için birtakım telkinlerinde etkisiyle bu necip milletin torunları sadece kimyasal ilaçlara mahkûm edilmekte kısır bir döngüde kalan son ömürlerini elinde ilaç torbalarıyla hastane kapılarında geçirmektedir. Türkiye binlerce yıllık tababet kültür birikimiyle çaresiz değildir. Yeter ki irade ortaya konulabilsin çare çoktur.
Bitkiler dünyası bunlardan sadece birisi olup, bilimin ışığında insanlığın kurtuluş reçetelerini ortaya koyabilecek birikime sahip olduğunun işareti, dünyamızın kuruluşundan bugüne kadar insanlığa yaptığı ve hiçbir zarar ve yan etkisi ve bağımlılığı olmayan, doğru kullanıldığında şifa veren bitkiler dünyasıdır.
Melez-Hibrit Dölsüz Tohumlar
Bitkilerden; meyve ve sebzelerin geni değiştirilmiş-melez-hibrit-ebter-geri dönüşümsüz-tek kullanımlık dünya literatüründeki adıyla disposable tohumlardan üretilenleri kullanmayınız. Israrla doğal tohumlardan üretilen bitkileri tercih ediniz. Bu gibi tohumlardan üretilen bitkiler şifacı olamayacağı gibi bağışıklık sistemine hiçbir katkısı olmayan antioksidan mineral ve vitamin içermeyen, bugün hızla artan kanser hastalıklarını tetiklemektedir. Çünkü iyi niyetlerle ortaya çıkan bu gibi çalışmaların bilimsel olarak insana ve doğaya tesir ve geri dönüşümleri, sonuçları mutlaka araştırılmalıdır!
Toprağın biyolojik yapısını bozduğu ve sonraki kullanımlar için dejenerasyona uğratması yanında bu tohumlardan çıkan bitkilerden uçan polenlerin son zamanlarda artan alerjik hastalıklara sebep olduğu, floraya tesir ederek çevre ekolojik dengeyi etkilediği dikkate alınmalıdır.
Son zamanlarda ülkemizde sık sık ve dünyada da yaygın olarak görülen mucizevi iksir “ balı” üreten arıların ölümü acaba bu hibrit tohumlardan üretilen bitkilerin polenlerinden mi kaynaklanmaktadır. Daha bunun gibi yine ülkemizde yetişen sulu bitkiler; kavun, karpuz, domates, salatalık gibi antialerjik, soğutucu bitkiler oldukları halde tam aksine kendileri allerjen duruma gelmişlerdir. Bütün bu bitkilerin tüketilmesiyle insan genininde zamanla dejenerasyona uğrayabileceği de dikkatle düşünülmelidir.
Doğum oranlarının son yıllarda azalması ve kısırlık probleminde hibrit tohumların etkisi mutlaka araştırılmalıdır. Dölsüz tohumlardan tüketerek döl vermek mümkün müdür? Kesinlikle ve acil olarak araştırılmalıdır.
Bu, asrımızın çözümsüz problemlerinin en başında yer alan bir durumdur. Bu duruma devlet ve sağduyulu çiftçiler mutlaka el atmalı, gelecek nesillerimizi korumak için Anadolu’muzun tabii tohumları tamamen yok olmadan müdahale edilmelidir.
Bitkileri tohumlarını seçtikten sonra ekilecek arazinin mümbit ve temiz olması, tohumu ekecek kişinin ruh durumu, sağlığı düzgün olmalı, yani ekimi, dikimi, büyütme, hasadı, kurutmasından bize ulaşan en son mamul haldeki içecek ve droglarına kadar yapılacak işlerin sevgiyle ve isteyerek yapılması çok önemlidir. Gelişen teknolojik aletlerle yapılan Kirlian fotoğraf tekniği, termal kamera ve rezonans aletlerinin de görüntülemeleriyle ortaya çıkan bir gerçek, sevgiyle yapılan bu işlerde bitkilerin tamamen etkilendiği hatta kimyalarında değişiklikler husule gelerek etkin maddelerinin oranlarının ve enerji boyutlarının tamamen farklılaştığı ortaya konulmuştur.
Aşırı Gübreleme
Sebzeler temizleyici, meyveler ise besleyicidir. Sebze ve meyvelerinizi tüketmeden önce günümüz çevre ve toprak kirliliğini (nitrat fazlalığı ve toksin vs), yetiştirme aşamasında tatbik edilen hormon ve antibiyotik vs. katkıların zararlarını minimuma indirmek için elma, üzüm, limon sirkelerinden birine karıştırılmış sıcağa yakın ılık suda 5 dakika tutulmasını öneririz.
Pişirme
Bitkilerden hazırlanan yiyecek ve içecekler tedavi edici kürler dışında kesinlikle fazla pişirilmeden, tıkırında ve suları dökülmeden günlük olarak tüketilmelidir. Mümkünse suları içilerek, yemek haricinde günlük tüketilmelidir. Meyve ve meyve hoşaflarında da aynı metot geçerlidir.
Meyve – Sebze Suları
Alışkanlık haline getirdiğimiz ve sıkça kullandığımız portakal, greyfurt, elma, vişne, kayısı, erik gibi meyve sularını mevsiminde çiğden sıkarak içmeli, konsantre halde kullanmamalıyız. Bunları tüketirken en fazla kilonuza göre içeceğiniz miktar 1-2 bardak olmalıdır.
Boş karna portakal, greyfurt gibi asitli meyve suları içilmemeli, mümkünse yemek aralarında uygun miktarda tüketilir. Kür uygulamaları bunun haricindedir. Kür uygulamalarında zeytinyağı ile yudum yudum içilen meyve suları bununla karıştırılmamalıdır.
Kaç Öğün Yemeli?
Günde iki öğün ve öğünlerinizde her zaman bir çeşit gıda tüketiniz. Örneğin; bir öğün lahana, bir öğün makarna gibi…
Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim gibi cihan padişahlarının herkesten çok imkânlarının olmasına rağmen hayatları anlatılırken en önemli özelliklerinin başında her gün iki öğün ve bir çeşit yemek yediklerine ibretle şahit oluruz. “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünün açılımından bunu mu anlamalıyız acaba?
Mevsimlerde Ne Yiyelim?
Salatalarınızı mutlaka mevsimlik sebze ve meyvelerden seçiniz. Yani kışın domates, salatalık, yeşilbiber kullanmayınız. Yazında kışlık sebzeleri kullanmayınız. Türkiye için havuç ve lahanayı(yuvarlak, suni lahana) bu kışlık sebzeler içinde gösterebiliriz. Bu sebzeler yaşadığınız iklime göre değişim göstermektedir. Yenilebilecek et yemek türlerinden önce salata yiyiniz ki, bitkilerdeki temizleyici özellikle etten gelebilecek zararların önüne geçilsin.
Bitkileri ve çaylarını kür uygulaması haricinde devamlı ve peşpeşe tüketmeyiniz.
Beyaz ekmek tüketmeyiniz. Çok çabuk acıkırsınız. Tabi mayayla üretilmiş tabi buğday unundan ekmeği diğer günlerde kepek, yulaf, çavdar, mısır gibi veya çekirdek ekmek gibi ekmek çeşitlerini münavebeli olarak tüketiniz. Acıkmadığınızı göreceksiniz.
Kahve ve Çaya Dikkat!
Siyah çayı radyasyonsuz olarak yemeklerden bir saat önce veya bir saat sonra içebilirsiniz. Ancak yeşil çayı içebilir, hatta posasıyla birlikte tüketmenizi öneririz. (Yeşil çayın içindeki Kateşin etken maddesinin demlemeyle suya %15-25 oranında geçtiği, daha iyi antioksidan etki göstermesi sebebiyle yeşil çayı posasıyla veya sıkıştırılmış tablet olarak tüketilmesini öneririz.
Her türlü bitki çayını aromatik ve uçucu yağlar ihtiva eden bitkiler hariç. aşırıya kaçmamakla günde 2-3 bardak birkaç damla limon damlatarak içebilirsiniz.
Bütün bitki çaylarınızı tatlandırılırken bal, hurma, kuru üzüm, siyah kuru kayısı, tabii pestil, dut vs. kullanabilirsiniz.
Her gün 2 veya 3 küçük fincan dövülmüş Türk kahvesini kahvaltı ve öğle yemeği sonrası ve akşamüstü (ikindi çayı yerine) içebilirsiniz. (Her hangi bir kronik rahatsızlığınız, kalp kolesterol rahatsızlığınız, alerji sorununuz ve vitiligo rahatsızlığınız mevcut değil ve sağlıklıysanız.) Vitamin, mineral, enzim ve besin destek ürünlerini suni, kimyevi, tabii olmayan metotlarla saflandırılmış droglar-tabletler halinde almamaya çalışınız. Metabolizma bunları belli yaşlarda (erken ve geç yaşlarda), tolare edememekte, bedende alınan bu ağır metaller sebebiyle çökme yaparak toksin ve kitleler oluşabilmektedir.
Kansere Sebep mi?
Kanser diye teşhis konulan vakaların bazılarında yapılan laboratuar analizlerinde, oluşan kitlelerin, safra ve böbrek taşlarının bu sebeple oluştuğu üzerinde görüşler ağırlık kazanmaktadır. Biz bu destekleri tamamen ve doğrudan tabii olarak kaynağından yani bitkilerden-sebze ve meyvelerden almaya gayret göstermeliyiz.
Mesela hepimizin alışkanlık haline getirdiği ve bilhassa çocuklarımızın kullandığı C vitaminleri ve yaşlılara kullandırılan kalsiyumun fazla kullanımı vücutta kireçlenmelere böbrek, prostat ve safrada taşlaşmalara sebep olabileceği göz önüne alınarak bu gibi vitamin, mineral ve enzimleri havuç, brokoli, lahana, maydanoz gibi bitkilerden almalıyız. Burada çok önemli bir detayı açıklamak istiyorum; suni olarak aldığımız vitamin ve minerallerden sadece o özelliği yani kalsiyumu veya vitamini bildirilen miktarda alırız.
Bitkilerle tabi yoldan o özellikleri almak istediğimizdeyse, o özellikle beraber onun bedene girmesiyle fazla veya eksik olabilecek ve onun tolaresine yardımcı olabilecek farklı özellikte vitamin, mineral ve enzimleri de beraber alırız. İşte bu özelliğinden dolayı vitamin, mineral ve enzimlerimizi bitkilerden sağlamalıyız.
Yemek Yeme Sanatı
Yemeklerin arkasından hemen meyve ve tatlılarınızı yemeyiniz, çay içmeyiniz. İnek yağı ve tabii şekerden yapılmış başta meyve tatlısı olmak üzere bütün tatlılarla ile çayınızı tatlandırarak yemeklerden en az 1 saat sonra, meyvelerinizi de 2 saat sonra mevsimlik meyve olarak tüketebilirsiniz. Tatlıları yemeklerden öncede tüketebilirsiniz.
Besinleri Karıştırmayın!
Yukarıda anlatılanların gerekçesi olarak, yenilen öğünlerde karbonhidrat, protein, şeker ve diğer enzimlerin birbirine karışarak, hem aldığınız besinlerin yan etkisinden korunmanıza, hem de gıdaların tam olarak alınmasına ve metabolizmanın bozulmamasına kaygı ön planda tutulmaktadır.
Öğünlerin Vakti
Akşam, güneş battıktan sonra son öğününüzü yiyebilir iki saat sonra çay, tatlı ve meyve dahil hiçbir gıda almayınız. Çünkü bu saatten sonra safra kesesi saati başlamaktadır. Kozmik Bilim Işığında Şifalı Bitkiler kitabımızda, gösterilen Beden Organları Aktif Çalışma Saatlerini dikkatle inceleyip ona göre bir beslenme, dinlenme ve hayat tarzı modeli geliştiriniz.
Üç Beyazdan Kaçının
Öğünlerinizde 3 beyaz yani bize göre suni un, suni tuz, suni şekerden uzak durmanızı, bunların yerine zaten bitkilerde olanlarıyla iktifa etmenizi ve tabii şekliyle kullanılmalarını öneririz. Çünkü beyaz un onlarca işlemden geçerek önünüze gelmekte, tuz rafine edilmekte, şekerse tabiilikten tamamen uzaklaşmaktadır. Şayet siz yeni bir dünyaya doğsaydınız zaten ekstradan ne un ne şeker ne de tuz kullanacaktınız. Kısaca bunların bir alışkanlık olduğunu önemle hatırlatmak istiyoruz.
Burada 3 beyaz üzerinde önemle durmamızın sebebi, bugünkü hastalıkların sebeplerinin hepsinde bu suni 3 beyazın çok büyük bir payı olduğu gerçeğidir.
Suyun Önemi
Sabahları kalktığınızda bir bardak ılık su içmenizi, mümkünse taze sıkılmış limon suyuyla karıştırarak içmenizi öneririz. Sular kullanılırken klordan arındırılmış olması gerekir. Klor serbest radikalleri arttırabileceği gibi klorlu suyla yıkanmak ve ardından güneşlenmek ultraviole ışınlar sebebiyle ciltte tahrişlere sebep olabilir. Halk dilinde alalık denilen Vitiligo’ya sebep olabilir.
Su İçmek Sağlıktır
Gün boyunca yemeklerden bir müddet önce ve bir saat sonra en az birer bardak su içmenizi, yatmadan önce bir bardak ılık suya 1 çorba kaşığı tabii elma sirkesi karıştırarak içmek metabolizmanızın yenilenmesi ve tanzimlenmesinde büyük rol oynayacaktır.
Tabii Sütleri Tüketin
Kozmik Bilim bugünün üretim şekil ve şartlarını da göz önüne alarak sütün sadece hayvan ve insanların yavruları için tabii olmak şatıyla tüketilebileceğini önermekte, geni bozulmamış hayvanlardan sağılmış sütlerin ise ancak yağ, yoğurt, peynir, kefir ve diğer süt ürünlerinde kullanılmasını önermektedir. Bugün üretilen tabii süt miktarıyla tüketilen süt ürünleri miktarı arasında çok büyük farklar olduğundan, dolayısıyla sütten yapılmış mamüllerin süt mü süte eşdeğer bir madde mi veya süt tozu, vs mi olduğu araştırılarak tüketilmelidir.
KOBİK bütün bu şartları göz önüne alarak yaptığımız araştırmaların çarpıcı sonuçları karşısında sizlere bu konuda sadece doğal yolla yetiştirilmiş inek manda, koyun ve keçiden sağılan ve kaynatılarak yapılmış peynir yoğurt ve yağları, doğal yolla yetiştirilmiş keçi sütünden yapılmış peynir, kefiri ve dondurmaları önermektedir.
Limon Mucizesi
Limon Yaratıcı’nın mucize bir meyvasıdır. Yediğiniz her şeye başta tatlılar olmak üzere, etlerinize ve sebzelerinize limon sıkarak onların olumsuz etkilerinden kurtulabilirsiniz.
İçtiğiniz her bardak suya da birkaç damla olmak üzere limon sıkabilirsiniz.
Astrolojik Takvim
Yukarıda sıraladığımız hükümler yanında mutlaka astrolojik boyutta dünyanın her yerinde uygulanan bedeni temizleme-arınma-detoks programlarını yaparak, metabolizmamızı, kalın bağırsak, karaciğer ve safra kesemizi temizleyerek bitkilerden azami seviyede istifade ederek sağlıklı yaşama geçebiliriz.
Bütün inanç kitaplarında yer alan bir hükmü hatırlatmak istiyoruz; hastalıklarımızın da sebeplerinde bu hüküme uymamamız görülmekte, her ne kadar konunun uzmanları günde 2-3 öğün değil 7-8 öğün yiyin deseler de, bizler Kozmik Bilinç’te olanlar O’nun yani Yaratıcı’nın ve büyük öğreticilerin sözlerine kulak vererek “Acıkmadan yemeyin, doymadan yemekten el çekin” kuralına uymaya çalışalım. Bunu yaparken de yukarıda sıraladığımız kaide ve metotlara uyalım.
5 Nisan 2009 Pazar
Sağlıklı Beslenme Bilgileri
Sağlıklı beslenmek için özel bilgiler
- Bal ve bal ürünlerinin bütün hastalıklarda ana madde olarak kullanılmasının zaruriliği bir kere daha dile getirilmelidir.
- Dünyamızın üçte ikisinin sularla kaplı olduğu, denizlerimizdeki balıkların aynı oranda hastalıkları da tedavi ettiği, balık ürünlerinin ve yağlarının insan sağlığı tedavisinde ön plana çıkarılması gereklidir.
- Yiyecek ve içecekler bedenin ilacıdır. Maddesiyle ve suretiyle etki eder.
- Bir öğünde mesela embriyolu buğday ekmeği, koyun eti, kümes hayvanları ile hafif tatlılar, küçük lokmalarla çok çiğneyerek ve meyvelerden incir ve kuru üzümle yenerek ideal beslenme sağlanabilir.
- Yaz günlerinde soğuk yiyecekler, kış günlerinde sıcak besinler alınmalıdır. Yemek zamanı kısa tutularak öğün aralarındaki zaman dilimleri açılmalı, hazım karışmamalıdır.
- Ekşi yiyecekler her zaman yenirse bedene zararlı, ihtiyarlatıcı uzuvları kurutucudur. Tedavi edici olarak kullanılabilir.
- Tatlı yemekler mideyi rahatlatır, bedeni ısıtır, safrayı tahrik eder. (Devamlı yenmemek şartıyla.)
- Tuzlu gıdalar bedeni kurutur, safra yapar, şehveti arttırır, uzuv ve kuvvetlere zarar verir.
- Tatlıyla ekşi birbirinin panzehiridir.
- İki öğün yemek ruha hafiflik ve sıhhat verir. Şefaate sebeptir.
- Hastalıkların çoğu tokluktandır. Bundan korunan kimse ömrünü afiyetle geçirir. Balıkla yoğurdu beraber yemek bedene zarardır. “Bazen cüzam ve felç gibi müzmin hastalıkların sebebidir” denmiştir.
- Yoğurtla ekşi, pilavla sirke, sütlaç üzerine nar veya üzüm de mideye zararlıdır ve yenmemelidir. “Yenirse bunların ilacı, ekmekle kuru üzüm yemek olup, bunu yapan hayat boyu doktora muhtaç olmaz” denmiştir.
- Sütlü gıdalar beraberce yenmemelidir. (Süt, peynir, lor, kaşar)
- Sebzelerle (az pişmiş veya taze) et beraber iyi bir besindir. Etle yoğurt birbirini tamamlar. Meyveyle sebze, sütle et, meyve ile et, pirinçle patates, patatesle ekmek beraberce yenmez, pişirilmez.
- Baharatlarla, kekik, nane, maydanoz, dereotu, zencefille yemekleri süsleyin, şifadır. Nimet olan yemeği severek, isteyerek, çiğneyerek dikkatlice ve başka bir şeyle meşgul olmadan, konuşmadan, televizyon seyretmeden yiyelim. Farkı fark ediniz.
- Her zaman vazgeçmeyeceğimiz taze meyve, sebze, deniz mahsulü, bakliyat, kurutulmuş kavrulmamış yemişlerle yaşam enerjinizi maksimum düzeyde tutabilir enerji kalkanınızı kuvvetlendirip korunabilirsiniz.
- Haftada bir gün yemek yemeyin, sadece sıkılmış taze meyve suyu için.
- Kızartmayla beslenmeyin.
- Tuz ve şeker yerine doğal tatlandırıcılarla beslenin.
- Acıkmadan asla yemeyin.
- Yemek yerken mümkünse arpa ekmeği yahut kepekli buğday unuyla karışık arpa ekmeği yiyin.
- Embriyonsuz beyaz ekmek alışkanlık yapar. Posadır.
- Devamlı et yemek kalbi karartır. 41 gün hiç yağlı ve et yememek de doğayı değiştirir.
- Yemeğin lezzetini bulacak kadar aç olun. Mümkünse tek bir çeşit yemekle yetinin. Cisim sıhhat ve sürura, kalp hayat ve huzura kavuşsun.
- Yemeğin ölçüsü midenin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini ise havaya ayırmaktır.
- Bütün yemeklerin en iyisi ve sevgilisi ve kalpte incelik hasıl edeni, arpa ekmeği, mercimek çorbası ve su kabağından yapılan herizdir. Bunu yiyenin 30–40 adam kuvvetinde bulunacağı ve gece ibadetine sebep olabileceği söylenmiştir.
- Mevsiminde taze meyve, değilse tabi yolla kurutulmuşunu yiyin.
- Mübarek balı sabahleyin aç karnına yiyen, içen, her hastalıktan şifa bulur.
- Karbonhidratlı yiyecekleri, sebzeleri kaynatmadan veya kaynayan suyunu dökmeden, tıkırında öldürerek yiyiniz ki beden enerjiniz artsın. Aksi takdirde bedenin yediğiniz posalardan alacağı bir şey, besin yoktur.
- Mevsim dışı yiyecekler, kırmızı et, suni yemle beslenen kümes hayvanları, beyaz un ve beyaz şeker gıdalarından mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
- Bol miktarda ılık su içmelidir.
- Bal ve bal ürünlerinin bütün hastalıklarda ana madde olarak kullanılmasının zaruriliği bir kere daha dile getirilmelidir.
- Dünyamızın üçte ikisinin sularla kaplı olduğu, denizlerimizdeki balıkların aynı oranda hastalıkları da tedavi ettiği, balık ürünlerinin ve yağlarının insan sağlığı tedavisinde ön plana çıkarılması gereklidir.
- Yiyecek ve içecekler bedenin ilacıdır. Maddesiyle ve suretiyle etki eder.
- Bir öğünde mesela embriyolu buğday ekmeği, koyun eti, kümes hayvanları ile hafif tatlılar, küçük lokmalarla çok çiğneyerek ve meyvelerden incir ve kuru üzümle yenerek ideal beslenme sağlanabilir.
- Yaz günlerinde soğuk yiyecekler, kış günlerinde sıcak besinler alınmalıdır. Yemek zamanı kısa tutularak öğün aralarındaki zaman dilimleri açılmalı, hazım karışmamalıdır.
- Ekşi yiyecekler her zaman yenirse bedene zararlı, ihtiyarlatıcı uzuvları kurutucudur. Tedavi edici olarak kullanılabilir.
- Tatlı yemekler mideyi rahatlatır, bedeni ısıtır, safrayı tahrik eder. (Devamlı yenmemek şartıyla.)
- Tuzlu gıdalar bedeni kurutur, safra yapar, şehveti arttırır, uzuv ve kuvvetlere zarar verir.
- Tatlıyla ekşi birbirinin panzehiridir.
- İki öğün yemek ruha hafiflik ve sıhhat verir. Şefaate sebeptir.
- Hastalıkların çoğu tokluktandır. Bundan korunan kimse ömrünü afiyetle geçirir. Balıkla yoğurdu beraber yemek bedene zarardır. “Bazen cüzam ve felç gibi müzmin hastalıkların sebebidir” denmiştir.
- Yoğurtla ekşi, pilavla sirke, sütlaç üzerine nar veya üzüm de mideye zararlıdır ve yenmemelidir. “Yenirse bunların ilacı, ekmekle kuru üzüm yemek olup, bunu yapan hayat boyu doktora muhtaç olmaz” denmiştir.
- Sütlü gıdalar beraberce yenmemelidir. (Süt, peynir, lor, kaşar)
- Sebzelerle (az pişmiş veya taze) et beraber iyi bir besindir. Etle yoğurt birbirini tamamlar. Meyveyle sebze, sütle et, meyve ile et, pirinçle patates, patatesle ekmek beraberce yenmez, pişirilmez.
- Baharatlarla, kekik, nane, maydanoz, dereotu, zencefille yemekleri süsleyin, şifadır. Nimet olan yemeği severek, isteyerek, çiğneyerek dikkatlice ve başka bir şeyle meşgul olmadan, konuşmadan, televizyon seyretmeden yiyelim. Farkı fark ediniz.
- Her zaman vazgeçmeyeceğimiz taze meyve, sebze, deniz mahsulü, bakliyat, kurutulmuş kavrulmamış yemişlerle yaşam enerjinizi maksimum düzeyde tutabilir enerji kalkanınızı kuvvetlendirip korunabilirsiniz.
- Haftada bir gün yemek yemeyin, sadece sıkılmış taze meyve suyu için.
- Kızartmayla beslenmeyin.
- Tuz ve şeker yerine doğal tatlandırıcılarla beslenin.
- Acıkmadan asla yemeyin.
- Yemek yerken mümkünse arpa ekmeği yahut kepekli buğday unuyla karışık arpa ekmeği yiyin.
- Embriyonsuz beyaz ekmek alışkanlık yapar. Posadır.
- Devamlı et yemek kalbi karartır. 41 gün hiç yağlı ve et yememek de doğayı değiştirir.
- Yemeğin lezzetini bulacak kadar aç olun. Mümkünse tek bir çeşit yemekle yetinin. Cisim sıhhat ve sürura, kalp hayat ve huzura kavuşsun.
- Yemeğin ölçüsü midenin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini ise havaya ayırmaktır.
- Bütün yemeklerin en iyisi ve sevgilisi ve kalpte incelik hasıl edeni, arpa ekmeği, mercimek çorbası ve su kabağından yapılan herizdir. Bunu yiyenin 30–40 adam kuvvetinde bulunacağı ve gece ibadetine sebep olabileceği söylenmiştir.
- Mevsiminde taze meyve, değilse tabi yolla kurutulmuşunu yiyin.
- Mübarek balı sabahleyin aç karnına yiyen, içen, her hastalıktan şifa bulur.
- Karbonhidratlı yiyecekleri, sebzeleri kaynatmadan veya kaynayan suyunu dökmeden, tıkırında öldürerek yiyiniz ki beden enerjiniz artsın. Aksi takdirde bedenin yediğiniz posalardan alacağı bir şey, besin yoktur.
- Mevsim dışı yiyecekler, kırmızı et, suni yemle beslenen kümes hayvanları, beyaz un ve beyaz şeker gıdalarından mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
- Bol miktarda ılık su içmelidir.
Prof.dr Ahmet MARANKİ
Ahmet Maranki 1956 yılında İnebolu'da doğdu. Liseyi İstanbul'da bitiren yazar ilk önce Tütün Eksperleri Yüksek Okulu’nu bitirip 1976 yılında stajını tamamlayarak devlet görevine başladı. Sırasıyla 1981 yılında İstanbul Üniversitesi T. Endüstri Mühendisliği’ni, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Siyaset Bölümünde ‘master’ını, 1990 yılında aynı bölümün Sosyal Siyaset Çalışma Ekonomisi Endüstri İlişkileri alanında doktorasını tamamladı. 1991 yılında ABD'de mesleki alanda mahalli idareler, sosyal güvenlik sistemleri ve tarım alanında doktora üstü bilimsel çalışma ve araştırmalarda bulundu.
1993 yılında SSCB'nin yıkılmasıyla Azerbaycan devletinin talebi üzerine, T.C. adına görev yaptığı ilgili birimin baş uzmanı olarak araştırmalar yapmak ve üniversitelerde ders vermek üzere görevlendirildi. T.C. adına Azerbaycan Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BMT) U.N.D.P, UNV birimlerinin kalkınma programları çerçevesinde devlet ve özel üniversitelerinin planlı ekonomiden pazar ekonomisine geçişleriyle ilgili "Principles Marketing", International Economic Organization", "International Marketing", "Islam Economy Relation" ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında "University Lecturer" unvanıyla "Specialist" olarak diplomatik statüde görev yapan yazar, Azerbaycan Millî Meclisi’nde danışmanlık yapmış olup, bu çalışmalarını "Türkiye Azerbaycan Haricî İktisâdî Alakaları" , "Agent Mukaveleleri" adlı kitaplarıyla yayınlamıştır.
Ahmet Maranki yaptığı bu ve burada kaydedilmeyen çalışmalarıyla 1998 yılında Azerbaycan’da "Yılın En Başarılı Yabancı Bilim Adamı" seçilmiştir.
BMT'nin Unesco ve Avrupa Birliği nezdinde kurularak faaliyet gösteren IPA-International Personel Academy'de görev yapan yazar; yaptığı bu ilmî çalışmalar, hazırlanan ders programları ve bunların uygulanması, yayınlanan kitaplar ile ilmi şura kararıyla "Univesity Lecturer" göreviyle "Economy" alanında profesör unvanı alarak ‘Ateste’ edilen tek T.C. vatandaşıdır.
Kafkasya ve Azerbaycan’da kaldığı bu sürede yazar, SSCB'nin çağdaş dünyaca bilinmeyen yönleriyle ilgili stratejik ve kozmik araştırma merkezlerinde eğitimde bulunarak ekstrasens ve bioenerjist unvanını almıştır.
Yazar eserlerinde de görüleceği gibi T.C.’deki devlet görevi sırasında meslekî çalışmaları yanında, 1987'de Ortadoğu'daki İran-Irak Savaşı sırasında Musul-Kerkük bölgesinde Türkmenlerle ve Suudi Arabistan’da İslam konferansıyla ilgili, 1990 yılında Balkanlarda ve Bulgaristan'daki Türklere uygulanan asimilasyon ve tehcirle ilgili, 1991 yılında ABD'de Müslüman-Kızılderililerle ilgili, 1993'ten günümüze kadar da Kafkaslardaki Türkler ve bilhassa Azerbaycan’la ilgili çeşitli kuruluşlarla işbirliği içinde görev yapmıştır. Bu çalışmalarını ulusal ve uluslararası yazılı ve görsel medyada 55 adet tebliğ, 10 adet ders ve sosyal muhtevalı kitap ve "strateji" adıyla yayınlanan makaleleriyle kamuyla paylaşmıştır.
Pek çok bilimsel araştırmanın öncülüğünü yapan ve Rusya-Avusturya-Azerbaycan -Türkiye'nin bilim adamlarından oluşarak 1990 yılında kurulan "Bilim ve Buluş Adamları Derneği'nin genel sekreterliğini de yürüten yazar, halen Türkiye’nin AB'ye girme sürecinde AB stratejilerinin hazırlanmasıyla ilgili olarak Hollanda Amsterdam'da "Türkiye Hollanda Vakfı"nı ve bu kitabın konuların bilimsel olarak araştırmalarının yapıldığı "The Institute for Cross Cultural Health" adlı enstitünün başkanlığını yürütmektedir.
BMT Asya-Pasifik ve Avrupa Başkanı Setsuka Yamazaki tarafından başka projelerde uzman olarak çalışmak üzere davet edilen yazar, Türkiye'de kalarak bu necip millete hizmeti ön planda tutmuştur.
1969 yılından beri sporla yakından ilgilenen yazar, kara kemer, judo, tekvando, şhiatsu hocası olarak halen Güreş İhtisas Kulübü’nde Türk sporuna hizmet vermektedir.
Dünyada ve Türkiye'de sosyal ve stratejik pek çok vakıf, dernek, düşünce kulüpleri vs. gibi NGO'larda (Sivil Toplum Kuruluşu) faaliyet gösteren yazar evli ve 3 çocuk babası olup İngilizce, Arapça, Rusça, Azerice, Osmanlıca bilmektedir.
Prof. Dr. Ahmet Maranki’nin 5 ayrı sahada 54 adet yayınlanmış eseri bulunmakta olup, yazarımızın son eseri “Kozmik Bilim ve Bilinçle Yaşam Enerjisi” kitabı bugüne kadar 2 yılda 73 baskı yapmıştır.
1993 yılında SSCB'nin yıkılmasıyla Azerbaycan devletinin talebi üzerine, T.C. adına görev yaptığı ilgili birimin baş uzmanı olarak araştırmalar yapmak ve üniversitelerde ders vermek üzere görevlendirildi. T.C. adına Azerbaycan Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BMT) U.N.D.P, UNV birimlerinin kalkınma programları çerçevesinde devlet ve özel üniversitelerinin planlı ekonomiden pazar ekonomisine geçişleriyle ilgili "Principles Marketing", International Economic Organization", "International Marketing", "Islam Economy Relation" ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında "University Lecturer" unvanıyla "Specialist" olarak diplomatik statüde görev yapan yazar, Azerbaycan Millî Meclisi’nde danışmanlık yapmış olup, bu çalışmalarını "Türkiye Azerbaycan Haricî İktisâdî Alakaları" , "Agent Mukaveleleri" adlı kitaplarıyla yayınlamıştır.
Ahmet Maranki yaptığı bu ve burada kaydedilmeyen çalışmalarıyla 1998 yılında Azerbaycan’da "Yılın En Başarılı Yabancı Bilim Adamı" seçilmiştir.
BMT'nin Unesco ve Avrupa Birliği nezdinde kurularak faaliyet gösteren IPA-International Personel Academy'de görev yapan yazar; yaptığı bu ilmî çalışmalar, hazırlanan ders programları ve bunların uygulanması, yayınlanan kitaplar ile ilmi şura kararıyla "Univesity Lecturer" göreviyle "Economy" alanında profesör unvanı alarak ‘Ateste’ edilen tek T.C. vatandaşıdır.
Kafkasya ve Azerbaycan’da kaldığı bu sürede yazar, SSCB'nin çağdaş dünyaca bilinmeyen yönleriyle ilgili stratejik ve kozmik araştırma merkezlerinde eğitimde bulunarak ekstrasens ve bioenerjist unvanını almıştır.
Yazar eserlerinde de görüleceği gibi T.C.’deki devlet görevi sırasında meslekî çalışmaları yanında, 1987'de Ortadoğu'daki İran-Irak Savaşı sırasında Musul-Kerkük bölgesinde Türkmenlerle ve Suudi Arabistan’da İslam konferansıyla ilgili, 1990 yılında Balkanlarda ve Bulgaristan'daki Türklere uygulanan asimilasyon ve tehcirle ilgili, 1991 yılında ABD'de Müslüman-Kızılderililerle ilgili, 1993'ten günümüze kadar da Kafkaslardaki Türkler ve bilhassa Azerbaycan’la ilgili çeşitli kuruluşlarla işbirliği içinde görev yapmıştır. Bu çalışmalarını ulusal ve uluslararası yazılı ve görsel medyada 55 adet tebliğ, 10 adet ders ve sosyal muhtevalı kitap ve "strateji" adıyla yayınlanan makaleleriyle kamuyla paylaşmıştır.
Pek çok bilimsel araştırmanın öncülüğünü yapan ve Rusya-Avusturya-Azerbaycan -Türkiye'nin bilim adamlarından oluşarak 1990 yılında kurulan "Bilim ve Buluş Adamları Derneği'nin genel sekreterliğini de yürüten yazar, halen Türkiye’nin AB'ye girme sürecinde AB stratejilerinin hazırlanmasıyla ilgili olarak Hollanda Amsterdam'da "Türkiye Hollanda Vakfı"nı ve bu kitabın konuların bilimsel olarak araştırmalarının yapıldığı "The Institute for Cross Cultural Health" adlı enstitünün başkanlığını yürütmektedir.
BMT Asya-Pasifik ve Avrupa Başkanı Setsuka Yamazaki tarafından başka projelerde uzman olarak çalışmak üzere davet edilen yazar, Türkiye'de kalarak bu necip millete hizmeti ön planda tutmuştur.
1969 yılından beri sporla yakından ilgilenen yazar, kara kemer, judo, tekvando, şhiatsu hocası olarak halen Güreş İhtisas Kulübü’nde Türk sporuna hizmet vermektedir.
Dünyada ve Türkiye'de sosyal ve stratejik pek çok vakıf, dernek, düşünce kulüpleri vs. gibi NGO'larda (Sivil Toplum Kuruluşu) faaliyet gösteren yazar evli ve 3 çocuk babası olup İngilizce, Arapça, Rusça, Azerice, Osmanlıca bilmektedir.
Prof. Dr. Ahmet Maranki’nin 5 ayrı sahada 54 adet yayınlanmış eseri bulunmakta olup, yazarımızın son eseri “Kozmik Bilim ve Bilinçle Yaşam Enerjisi” kitabı bugüne kadar 2 yılda 73 baskı yapmıştır.
Kanser Hastalığı
John Hopkins'den Kanser Güncellemesi ve Kozmik Bilim tarafında da söylenenlerin kısa bir özeti……
John Hopkins Kanser Araştırma Enstitüsünün ilgili bölümünün 2007 Nisan da yayınlanan raporu ; 2005 yılında hocalarımız tarafından yazılan Kozmik Bilim ve Bilinçte Yaşam Enerjisi kitabı ve hocalarımızın dünyada ve Türkiye de verdiği 250 konferanstaki sağlıklı yaşamla ilgili bütün bilgileri aynen ve bilimsel verileriyle doğrulamakta kalmayıp bir özet rapor halinde kamuoyuna duyurmuştur.
Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2. Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3. Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4. Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5. Şoklu beslenme eksiklini yenebilmek içn diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6. Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar zarar verir.
8. Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9. Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
10. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11 . Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak içn ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.
KANSER HiCRELERi AŞAĞIDAKiLERLE BESLENiRLER:
a. Şeker kanser besleyicidir. iekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b. Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d. %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içnde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi içn gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu içn ve günde 2-3 kez çğ sebze yiyin. Enzimler 40 oC'de yok olurlar.
e. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çkolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12. Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13 Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14. Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyac olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15 Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. ingörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. ifke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16 Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek içn diğer bir yöntemdir.
JOHN HOPKINS HASTANESiNDEN KANSER GiNCELLEMESi
1. Mikrodalga fırına plastik kap ve ambalaj koymayınız.
2. Dondurucuya su şişesi koymayınız.
John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri içn son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içndeki dioksinin salınmasına neden olur.
Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim içn ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içndeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için igeçerli. (ingilizce metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır.
Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak içn Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır. Kağıt uygundur, ama kağıdın içnde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu. Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içndeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.
John Hopkins Kanser Araştırma Enstitüsünün ilgili bölümünün 2007 Nisan da yayınlanan raporu ; 2005 yılında hocalarımız tarafından yazılan Kozmik Bilim ve Bilinçte Yaşam Enerjisi kitabı ve hocalarımızın dünyada ve Türkiye de verdiği 250 konferanstaki sağlıklı yaşamla ilgili bütün bilgileri aynen ve bilimsel verileriyle doğrulamakta kalmayıp bir özet rapor halinde kamuoyuna duyurmuştur.
Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2. Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3. Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4. Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5. Şoklu beslenme eksiklini yenebilmek içn diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6. Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar zarar verir.
8. Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9. Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
10. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11 . Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak içn ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.
KANSER HiCRELERi AŞAĞIDAKiLERLE BESLENiRLER:
a. Şeker kanser besleyicidir. iekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b. Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d. %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içnde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi içn gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu içn ve günde 2-3 kez çğ sebze yiyin. Enzimler 40 oC'de yok olurlar.
e. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çkolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12. Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13 Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14. Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyac olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15 Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. ingörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. ifke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16 Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek içn diğer bir yöntemdir.
JOHN HOPKINS HASTANESiNDEN KANSER GiNCELLEMESi
1. Mikrodalga fırına plastik kap ve ambalaj koymayınız.
2. Dondurucuya su şişesi koymayınız.
John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri içn son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içndeki dioksinin salınmasına neden olur.
Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim içn ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içndeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için igeçerli. (ingilizce metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır.
Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak içn Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır. Kağıt uygundur, ama kağıdın içnde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu. Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içndeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.
Menepoz dönemi egzersizleri
Menopoz dönemi kadınsal algıda çoğu zaman yaşamın sonlandığı dönemdir. Oysa bu kadar karamsar olmamak gerekir. Zira vücudunuzu iyi tanır, ona iyi bakarsanız bu dönem belki de yeni başlangıçlara açılan kapı olabilir.
Menopoz dönemi egzersizleri çoğu zaman ihmal edilir. Aman dikkat! Egzersizleri ihmal etmeyin. İşte size rehber niteliğinde birkaç öneri:
Hangi bölgeyi çalıştımalı?
Tüm gövdeyi etkileyen egzersizler, kolları da hareket ettirerek yürüme, aerobik, yüzme, dans etme, tenis ve golf, (lütfen golf arabalarına binmeyin), ağırlık ve vücut geliştirme çalışmaları başlangıç olarak listenize eklemeniz gereken egzersizler.
Gövdenin alt bölümünü etkileyen egzersizler: Yürüyüş, koşu, trekking, bisiklet.
Gövdenin üst bölümünü etkileyen egzersizler: Tenis, badmington veya, squash.
Ağırlık çalışmalarının faydalarını unutmayın.
Beslenmeyi göz ardı etmeyin!
Beslenmesine özen gösteren, düzenli spor yapan, sigara kullanmayan ve temelde sağlıklı bir yaşam biçimi benimseyen kadınların menopoz dönemini daha az acılı atlattıkları aşikar.
Seçeneklerimizi değerlendirmeden önce bedenimizi tanımalıyız. En önemlisi, en iyi kararı kendimizin vereceğine inanmamızdır. Anahtar şu: Kararı kendiniz verin.
Sigara olumsuz etkiler
Bizi en çok hırpalayacak etken sigara içmektir. Hepimiz kendi bedenimizi tanımalı ve sorumluluğunu almalıyız. Vücudumuzdan gelen uyarılara kulak vermeli ve kendimiz için en iyi olanı seçeceğimizden bir an bile şüphe duymamalıyız.
Menopoz dönemi egzersizleri çoğu zaman ihmal edilir. Aman dikkat! Egzersizleri ihmal etmeyin. İşte size rehber niteliğinde birkaç öneri:
Hangi bölgeyi çalıştımalı?
Tüm gövdeyi etkileyen egzersizler, kolları da hareket ettirerek yürüme, aerobik, yüzme, dans etme, tenis ve golf, (lütfen golf arabalarına binmeyin), ağırlık ve vücut geliştirme çalışmaları başlangıç olarak listenize eklemeniz gereken egzersizler.
Gövdenin alt bölümünü etkileyen egzersizler: Yürüyüş, koşu, trekking, bisiklet.
Gövdenin üst bölümünü etkileyen egzersizler: Tenis, badmington veya, squash.
Ağırlık çalışmalarının faydalarını unutmayın.
Beslenmeyi göz ardı etmeyin!
Beslenmesine özen gösteren, düzenli spor yapan, sigara kullanmayan ve temelde sağlıklı bir yaşam biçimi benimseyen kadınların menopoz dönemini daha az acılı atlattıkları aşikar.
Seçeneklerimizi değerlendirmeden önce bedenimizi tanımalıyız. En önemlisi, en iyi kararı kendimizin vereceğine inanmamızdır. Anahtar şu: Kararı kendiniz verin.
Sigara olumsuz etkiler
Bizi en çok hırpalayacak etken sigara içmektir. Hepimiz kendi bedenimizi tanımalı ve sorumluluğunu almalıyız. Vücudumuzdan gelen uyarılara kulak vermeli ve kendimiz için en iyi olanı seçeceğimizden bir an bile şüphe duymamalıyız.
Parfüm Ciltteleke yapar
Parfüm ve kozmetik ürünlerinin kullanımı başınıza hiç ummadığınız sorunlar açabilir. Mersin Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Türsen, bu konuda şu uyarılarda bulundu:
* Boyun bölgesine parfüm sürülmesinin hemen ardından güneşe çıkılmamalı. Yoksa cillte kırmızı lekeler oluşabilir. Bu lekeler, kalıcı sorunlara neden olabilir.
* Parfüm sürdükten hemen sonra güneşe çıkılması gerekiyorsa, vücuttaki güneş gören boyun, kol, el üstü ve yüz gibi bölgelere güneş ışınlarına karşı koruyucu etkisi olan kremler sürülmelidir.
* Boyun bölgesine parfüm sürülmesinin hemen ardından güneşe çıkılmamalı. Yoksa cillte kırmızı lekeler oluşabilir. Bu lekeler, kalıcı sorunlara neden olabilir.
* Parfüm sürdükten hemen sonra güneşe çıkılması gerekiyorsa, vücuttaki güneş gören boyun, kol, el üstü ve yüz gibi bölgelere güneş ışınlarına karşı koruyucu etkisi olan kremler sürülmelidir.
Tatlandırıcılar zararlı mı
Tatlandırıcılar zararlımı yararlımı etkisi nedir incelemeye çalışacağız
Vazgeçemediğimiz şeker
Vücudumuzun başlıca enerji kaynağını oluşturan karbonhidratlar sınıfında yer alan şeker vazgeçemediğimiz tatlardan biridir. Şeker ve şekerli gıdaları aşırı miktarda tüketmek ise bu besinlerin yüksek enerji değerleri nedeniyle obezitenin en önemli nedenlerinden biridir.
Ayrıca obeziteyi takip eden şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları da unutulmamalıdır.
Dişi de çürütüyor
Diş çürüklerinin de altında yatan en önemli neden şüphesiz şekerli besinlerin çok tüketilmesidir. Özellikle obezite ve şeker hastalığı gibi durumlarda şeker tüketimi sınırlandırılmakta, şekerin yerine kalorisi düşük veya olmayan bazı yapay tatlandırıcılar kullanılmaktadır.
Öncesinde test şart
Enerji vermeyen bu tatlandırıcılar aynı zamanda besleyici değeri olmayan, çok düşük kalorili veya alternatif tatlandırıcılar olarak da biliniyor. Tatlandırıcılar tek başına veya besinlerin içinde kullanılmaya başlanmadan önce Besin ve İlaç Örgütü (FDA) tarafından yoğun olarak test edilmektedir. Her şeyden önce iyi bir tatlandırıcı nasıl olmalı derseniz; şeker gibi ağızda tatlı tat bırakmalı, herhangi bir şekilde ağızda acı - metalik tat bırakmamalıdır. Kolay çözünmeli ve çözündükten sonra renksiz, kokusuz, ısıya dayanıklı, kalorisi düşük olmalıdır. Tatlandırıcılar iki gruba ayrılmaktadır.
Vazgeçemediğimiz şeker
Vücudumuzun başlıca enerji kaynağını oluşturan karbonhidratlar sınıfında yer alan şeker vazgeçemediğimiz tatlardan biridir. Şeker ve şekerli gıdaları aşırı miktarda tüketmek ise bu besinlerin yüksek enerji değerleri nedeniyle obezitenin en önemli nedenlerinden biridir.
Ayrıca obeziteyi takip eden şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları da unutulmamalıdır.
Dişi de çürütüyor
Diş çürüklerinin de altında yatan en önemli neden şüphesiz şekerli besinlerin çok tüketilmesidir. Özellikle obezite ve şeker hastalığı gibi durumlarda şeker tüketimi sınırlandırılmakta, şekerin yerine kalorisi düşük veya olmayan bazı yapay tatlandırıcılar kullanılmaktadır.
Öncesinde test şart
Enerji vermeyen bu tatlandırıcılar aynı zamanda besleyici değeri olmayan, çok düşük kalorili veya alternatif tatlandırıcılar olarak da biliniyor. Tatlandırıcılar tek başına veya besinlerin içinde kullanılmaya başlanmadan önce Besin ve İlaç Örgütü (FDA) tarafından yoğun olarak test edilmektedir. Her şeyden önce iyi bir tatlandırıcı nasıl olmalı derseniz; şeker gibi ağızda tatlı tat bırakmalı, herhangi bir şekilde ağızda acı - metalik tat bırakmamalıdır. Kolay çözünmeli ve çözündükten sonra renksiz, kokusuz, ısıya dayanıklı, kalorisi düşük olmalıdır. Tatlandırıcılar iki gruba ayrılmaktadır.
Yeni Doğan bebek bakımı
Yeni goğan bebeğin bakımı bakım nasıl yapılmalıdır
1.Yeni doğanın doğar doğmaz emmeye başlaması öneriliyor. İlk 24-48 saatte anne sütünün çok az ve yetersiz olması halinde, bebekte hipoglisemi ve başka sorunlar olur mu? Olursa bunu önlemek için ne yapmalıdır?
Miadında yeni doğanların, annenin sütü ilk 48-72 saatte yetersiz bile olsa vücut depoları yeterli olduğundan şekerli su, mama gibi bir desteğe gereksinimleri yoktur. Ama prematüre, intrauterin gelişme geriliği olan bebekler hipoglisemi ve diğer sorunlara daha eğilimlidirler. Böyle bebeklerin kan şekeri izlemi yapılmalı; yapılamıyorsa anne sütü miktarı artana kadar birkaç gün aralıklı ağızdan % 10 dekstroz ya da uygun formül mamalar verilmelidir.
2. Yeni doğanın göbek bakımı nasıl yapılmalıdır?
Yenidoğanın göbek bakımı için alkol, betadine, battikon gibi solüsyonlar kullanılabilir. Hiçbir şey sürülmemesini önerenler de vardır.
3. İlk banyo için önerilen zaman ve sıklığı ne olmalıdır?
Doğumdan hemen sonra bebeklerin yıkanmaması önerilmektedir. Yalnızca annede HIV pozitifliği, genital herpes, hepatitis B antijeni pozitifliği varsa bebek doğumdan hemen sonra yıkanmalıdır. İlk banyo için göbeğin düşüp düşmemesi engel değildir. Bebek annesiyle hasta- neden eve gittiğinde ilk banyosu yaptırılmalıdır. Uygun koşullar varsa bebek her gün, yoksa günaşırı yıkanabilir.
4. Tüm bebekler için ek vitamine gereksinim var mıdır? (Yaz bebeği olsa da) Varsa ne kadar süre devam edilmelidir?
Anne sütü alan her bebeğe bir yaşını doldurana kadar yalnızca D vitamini verilmelidir. Yaz bebeği olması bunu etkilemez.
1.Yeni doğanın doğar doğmaz emmeye başlaması öneriliyor. İlk 24-48 saatte anne sütünün çok az ve yetersiz olması halinde, bebekte hipoglisemi ve başka sorunlar olur mu? Olursa bunu önlemek için ne yapmalıdır?
Miadında yeni doğanların, annenin sütü ilk 48-72 saatte yetersiz bile olsa vücut depoları yeterli olduğundan şekerli su, mama gibi bir desteğe gereksinimleri yoktur. Ama prematüre, intrauterin gelişme geriliği olan bebekler hipoglisemi ve diğer sorunlara daha eğilimlidirler. Böyle bebeklerin kan şekeri izlemi yapılmalı; yapılamıyorsa anne sütü miktarı artana kadar birkaç gün aralıklı ağızdan % 10 dekstroz ya da uygun formül mamalar verilmelidir.
2. Yeni doğanın göbek bakımı nasıl yapılmalıdır?
Yenidoğanın göbek bakımı için alkol, betadine, battikon gibi solüsyonlar kullanılabilir. Hiçbir şey sürülmemesini önerenler de vardır.
3. İlk banyo için önerilen zaman ve sıklığı ne olmalıdır?
Doğumdan hemen sonra bebeklerin yıkanmaması önerilmektedir. Yalnızca annede HIV pozitifliği, genital herpes, hepatitis B antijeni pozitifliği varsa bebek doğumdan hemen sonra yıkanmalıdır. İlk banyo için göbeğin düşüp düşmemesi engel değildir. Bebek annesiyle hasta- neden eve gittiğinde ilk banyosu yaptırılmalıdır. Uygun koşullar varsa bebek her gün, yoksa günaşırı yıkanabilir.
4. Tüm bebekler için ek vitamine gereksinim var mıdır? (Yaz bebeği olsa da) Varsa ne kadar süre devam edilmelidir?
Anne sütü alan her bebeğe bir yaşını doldurana kadar yalnızca D vitamini verilmelidir. Yaz bebeği olması bunu etkilemez.
yüz kızarması
Yüzkızarması yüzümüz neden kızarır
Yüz kızarması çoğumuzun günlük hayatında karşılaştığı bir durumdur. Özellikle gençlik yıllarında mahcubiyet anlarında yüz kızarması hepimizin başına gelmiştir.
Vücudumuz stres, utanma, veya kaygı sonucunda aniden oluşan yüksek ısıyı, derinin yüzeyine yakın kan damarlarını genişleterek atmaya çalışır. Bu da bazı kişilerde yüzün kızarmasına neden olur. Egzersiz, sıcak bir duş veya seksten sonra yüz kızarması, aşırı olmadığı sürece, normal bir reaksiyondur. Alkol alınması, sıcak içecekler, çok baharatlı yemekler ya da bazı hazır yemeklerde ve lokanta yemeklerinde bulunan monosodyum glutamat yüz kızarmasına neden olabilir.
Yüz kızarması çoğumuzun günlük hayatında karşılaştığı bir durumdur. Özellikle gençlik yıllarında mahcubiyet anlarında yüz kızarması hepimizin başına gelmiştir.
Vücudumuz stres, utanma, veya kaygı sonucunda aniden oluşan yüksek ısıyı, derinin yüzeyine yakın kan damarlarını genişleterek atmaya çalışır. Bu da bazı kişilerde yüzün kızarmasına neden olur. Egzersiz, sıcak bir duş veya seksten sonra yüz kızarması, aşırı olmadığı sürece, normal bir reaksiyondur. Alkol alınması, sıcak içecekler, çok baharatlı yemekler ya da bazı hazır yemeklerde ve lokanta yemeklerinde bulunan monosodyum glutamat yüz kızarmasına neden olabilir.
Sivilce ve tedavisi
Akne Vulgaris Nedir?
Akne Vulgaris kıl - yağ bezi biriminin kronik inflamatuar hastalığıdır.
Akne Vulgaris Kimlerde Görülür?
12-25 yaş grubunun % 85’inde görülür. Ender olarak 8 yaş civarında başlayıp, 30 yaştan sonra da devam edebilir. Erkeklerde daha sıktır ve daha ağır klinik seyir görülebilir.
Akne Vulgaris Niçin Olur?
Son yıllarda üzerinde en fazla durulan nedenler arasında sebum yapımında artış, anormal folliküler keratinizasyon ve mikrobiyal kolonizasyon sayılabilir. Mikrobiyal kolonizasyondan sorumlu mikroorganizmalar propinibakterium acnes, stafilococcus epidermidis ve pitrosporum oveledir.
Akne vulgaris oluşumunda genetik faktörler de suçlanmaktadır. Hastaların çoğu aile öyküsü verirler ancak özel bir geçiş şekli saptanmamıştır.
Akne Vulgarisin Klinik Görünümü Nasıldır?
Primer yerleşim yeri yüz, sırt, göğüs ve omuzlardır. Gövdedeki lezyonlar orta hatta yoğunlaşır. Herhangi bir lezyon ağırlıklı olabilmekle birlikte genellikle bir çok lezyon biraradadır.
Non-inflamatuar lezyonlar komedonlardır. Komedonlar açık veya kapalı olabilir. Açık komedon deriden hafif kabarık, ortasında koyu renkli folliküler keratin ve lipid birikimi olan lezyondur. Kapalı komedonlar ise inflamasyonsuz beyaz renkli papüller şeklinde görülür. Özellikle kapalı komedonlar inflamatuar lezyonların prekürsorlarıdır.
İnflamatuar lezyonlar, çevresinde eritem inflamasyon bulunan küçük papüllerden püstül ve büyük nodüllere, kistlere kadar değişebilir.
Aktif lezyonlar dışında iyileşmiş lezyonlara ait skarlar da bulunabilir. Akne skarları küçük ağızlı derin deprese skarlardır. Nadiren gövdede hipertrofik skarlar olabilir.
Akne Vulgariste Laboratuvar İncelemeleri Gerekli mi?
Hiperandrojenizmden şüphelenilmiyorsa akne vulgarisli hastada laboratuar tetkik gerekli değildir. Ancak menstruasyon düzensizliği, hirsutismus, androgenetik alopesi gibi hiperandrojenizm belirtileri varsa hastaların bir dermatoloğa ve daha sonra gerekirse bir endokrinoloğa başvurmaları gerekebilir.
Akne Vulgaris Tanısı Nasıl Konulur?
Tanı genellikle kolaydır. Hastanın yaşı, lezyonların yerleşim yerleri ve komedonların varlığı ile follikülitler, rosasea, lupus miliaris disseminatus fasiei’den ayrılabilir.
Akne Vulgaris Tedavisinde Amaç Nedir?
Amaç, folliküler keratinizasyonu düzeltmek, sebase bezlerin aktivitesini, folliküler bakteriyel popülasyonu ve inflamasyonu azaltmaktır. Bu şekilde lezyonların skar bırakması ve hastada güvensizlik, değersizlik duygularının oluşması engellenir.
Akne Vulgaris Tedavisinde Neler Kullanılır?
• Temizleyici ajanlar
İşlem abartılmadığı sürece temizlik için kullanılan pH değeri 5.5 olan sabunlar follikül içindeki lipid ve bakterileri uzaklaştırabilirler, ancak komedon giderici ve tedavi edici etkileri yoktur. Tedaviye yardımcı ajanlardır.
• Topikal ajanlar
Vitamin A asiti (Tretinoin): Folliküler keratinizasyonu düzenler. Komedonların hakim olduğu aknede tercih edilir. İrritasyon yapıcı etkisi vardır. Özellikle güneşe maruz kalındığında bu etki artar. (Acnelyse krem, Retino jel).
Benzoyl peroksit: Güçlü bir antibakteriyel ajandır. Kuruluk irritasyon ve allerjik dermatite neden olabilir. (Aknefug BP losyon, Aksil krem, Benzac AC jel).
Antibiyotikler: Klindamisin ve Eritromisin p. acnes’e etkilidir. Uzun süreli kullanımda rezistans bildirilmiştir. Klindamisin % 1, eritromisin % 1-2 kullanılabilir. Eritromisin, benzoyl peroksitle kombine edildiğinde etkisi artar. (Cleocin-T losyon, Clamine-T losyon, Benzamycin jel).
Azelaik asit: Keratinizasyon ve folliküler bakteri kolonizasyonuna etkilidir. Genellikle % 20 krem şeklinde kullanılır. Yanma hissi oluşturması dışında bir yan etkisi yoktur. (Azelderm krem, Skinoren krem)
Salisilik asit: Keratolitik etkisi nedeniyle kullanılabilir, retinoik asit kadar güçlü değildir (Salsil-2 jel).
• Sistemik Ajanlar
Antibiyotikler
* Tetrasiklin, 250 mg-1 g/gün dozlarda serbest yağ asitlerini ve p. acnes’in sayısını azaltır. 1 g/gün başlangıçtan sonra 250 mg/gün ile 6 ay idame edilebilir. Dişlerde diskolorasyon ve iskelet sistemini baskılayıcı etkileri nedeniyle 8 yaş altında kullanılmamalıdır. (Devasiklin, Tetra, Tetramin 250 mg-cap, Tetralet 500 mg-cap).
* Doksisiklin (Doksin, Monodoks, Tetradoks 100 mg-cap) ve minosiklin (Türkiye’de preparatı yok) en az tetrasiklin kadar etkilidir. Ancak fotosensitivite nedeniyle yaz aylarında kullanımı sınırlıdır.
* Trimetoprim-Sulfametoksazol kombinasyonu hematolojik yan etkileri nedeniyle ancak diğer antibiyotiklere cevap vermeyen hastalarda kullanılabilen bir seçenektir. (Bactrim, Bakton, Baktrisid DS, Bibakrim, Cotrirer Kemoprim, Metoprim, Mikrosid, Septrin, Trifen, Trimoks).
Hormonlar:
Mutlaka Dermatolog veya endokrinolog tarafından kullanılmalıdırlar.
* Antiandrojenler: Siproteron asetat ve etinil östradiol kombinasyonu bir oral kontraseptiftir. Sebum salgısını ve komedon oluşumunu azaltır. (Diane-35).
* Östrojenler, glukokortikoidler ve gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) kullanılabilen diğer seçeneklerdir.
İsotretinoin:
Dermatologlar tarafından kullanılmalı ve hastalar izlenmelidir.
Şiddetli ve tedaviye dirençli aknede çok etkilidir. Sebum üretimini azaltır, keratinizasyonu düzeltir, p. acnes’i azaltır ve antienflamatuar etkisi vardır. 1-2 mg/kg/gün dozda 18-20 hafta kullanılır. Teratojenik potansiyeli nedeniyle tedavi boyunca ve tedaviden sonraki bir ay içinde hamile kalınmamalıdır. Deri kuruluğu, keilit, konjunktivit, hipertrigliseridemi, epistaksis ve saç dökülmesi yapabilir. (Ro-accutan).
Hangi Tip Aknede Hangi Ajanlar Kullanılmalıdır?
Hafif aknede daha çok topikal ajanların kullanılması yeterlidir. Orta derecede aknede ise topikal ajanlara bir sistemik antibiyotik eklenmesi uygun olabilir. ?iddetli aknede isotretinoin kullanılmalıdır.
Akne Vulgarisin Prognozu Nasıldır?
Olguların çoğu 20’li yaşların başında düzelir. Ancak ender de olsa 30’lu ve 40’lı yaşlara kadar uzayabilir.
Akne Vulgaris kıl - yağ bezi biriminin kronik inflamatuar hastalığıdır.
Akne Vulgaris Kimlerde Görülür?
12-25 yaş grubunun % 85’inde görülür. Ender olarak 8 yaş civarında başlayıp, 30 yaştan sonra da devam edebilir. Erkeklerde daha sıktır ve daha ağır klinik seyir görülebilir.
Akne Vulgaris Niçin Olur?
Son yıllarda üzerinde en fazla durulan nedenler arasında sebum yapımında artış, anormal folliküler keratinizasyon ve mikrobiyal kolonizasyon sayılabilir. Mikrobiyal kolonizasyondan sorumlu mikroorganizmalar propinibakterium acnes, stafilococcus epidermidis ve pitrosporum oveledir.
Akne vulgaris oluşumunda genetik faktörler de suçlanmaktadır. Hastaların çoğu aile öyküsü verirler ancak özel bir geçiş şekli saptanmamıştır.
Akne Vulgarisin Klinik Görünümü Nasıldır?
Primer yerleşim yeri yüz, sırt, göğüs ve omuzlardır. Gövdedeki lezyonlar orta hatta yoğunlaşır. Herhangi bir lezyon ağırlıklı olabilmekle birlikte genellikle bir çok lezyon biraradadır.
Non-inflamatuar lezyonlar komedonlardır. Komedonlar açık veya kapalı olabilir. Açık komedon deriden hafif kabarık, ortasında koyu renkli folliküler keratin ve lipid birikimi olan lezyondur. Kapalı komedonlar ise inflamasyonsuz beyaz renkli papüller şeklinde görülür. Özellikle kapalı komedonlar inflamatuar lezyonların prekürsorlarıdır.
İnflamatuar lezyonlar, çevresinde eritem inflamasyon bulunan küçük papüllerden püstül ve büyük nodüllere, kistlere kadar değişebilir.
Aktif lezyonlar dışında iyileşmiş lezyonlara ait skarlar da bulunabilir. Akne skarları küçük ağızlı derin deprese skarlardır. Nadiren gövdede hipertrofik skarlar olabilir.
Akne Vulgariste Laboratuvar İncelemeleri Gerekli mi?
Hiperandrojenizmden şüphelenilmiyorsa akne vulgarisli hastada laboratuar tetkik gerekli değildir. Ancak menstruasyon düzensizliği, hirsutismus, androgenetik alopesi gibi hiperandrojenizm belirtileri varsa hastaların bir dermatoloğa ve daha sonra gerekirse bir endokrinoloğa başvurmaları gerekebilir.
Akne Vulgaris Tanısı Nasıl Konulur?
Tanı genellikle kolaydır. Hastanın yaşı, lezyonların yerleşim yerleri ve komedonların varlığı ile follikülitler, rosasea, lupus miliaris disseminatus fasiei’den ayrılabilir.
Akne Vulgaris Tedavisinde Amaç Nedir?
Amaç, folliküler keratinizasyonu düzeltmek, sebase bezlerin aktivitesini, folliküler bakteriyel popülasyonu ve inflamasyonu azaltmaktır. Bu şekilde lezyonların skar bırakması ve hastada güvensizlik, değersizlik duygularının oluşması engellenir.
Akne Vulgaris Tedavisinde Neler Kullanılır?
• Temizleyici ajanlar
İşlem abartılmadığı sürece temizlik için kullanılan pH değeri 5.5 olan sabunlar follikül içindeki lipid ve bakterileri uzaklaştırabilirler, ancak komedon giderici ve tedavi edici etkileri yoktur. Tedaviye yardımcı ajanlardır.
• Topikal ajanlar
Vitamin A asiti (Tretinoin): Folliküler keratinizasyonu düzenler. Komedonların hakim olduğu aknede tercih edilir. İrritasyon yapıcı etkisi vardır. Özellikle güneşe maruz kalındığında bu etki artar. (Acnelyse krem, Retino jel).
Benzoyl peroksit: Güçlü bir antibakteriyel ajandır. Kuruluk irritasyon ve allerjik dermatite neden olabilir. (Aknefug BP losyon, Aksil krem, Benzac AC jel).
Antibiyotikler: Klindamisin ve Eritromisin p. acnes’e etkilidir. Uzun süreli kullanımda rezistans bildirilmiştir. Klindamisin % 1, eritromisin % 1-2 kullanılabilir. Eritromisin, benzoyl peroksitle kombine edildiğinde etkisi artar. (Cleocin-T losyon, Clamine-T losyon, Benzamycin jel).
Azelaik asit: Keratinizasyon ve folliküler bakteri kolonizasyonuna etkilidir. Genellikle % 20 krem şeklinde kullanılır. Yanma hissi oluşturması dışında bir yan etkisi yoktur. (Azelderm krem, Skinoren krem)
Salisilik asit: Keratolitik etkisi nedeniyle kullanılabilir, retinoik asit kadar güçlü değildir (Salsil-2 jel).
• Sistemik Ajanlar
Antibiyotikler
* Tetrasiklin, 250 mg-1 g/gün dozlarda serbest yağ asitlerini ve p. acnes’in sayısını azaltır. 1 g/gün başlangıçtan sonra 250 mg/gün ile 6 ay idame edilebilir. Dişlerde diskolorasyon ve iskelet sistemini baskılayıcı etkileri nedeniyle 8 yaş altında kullanılmamalıdır. (Devasiklin, Tetra, Tetramin 250 mg-cap, Tetralet 500 mg-cap).
* Doksisiklin (Doksin, Monodoks, Tetradoks 100 mg-cap) ve minosiklin (Türkiye’de preparatı yok) en az tetrasiklin kadar etkilidir. Ancak fotosensitivite nedeniyle yaz aylarında kullanımı sınırlıdır.
* Trimetoprim-Sulfametoksazol kombinasyonu hematolojik yan etkileri nedeniyle ancak diğer antibiyotiklere cevap vermeyen hastalarda kullanılabilen bir seçenektir. (Bactrim, Bakton, Baktrisid DS, Bibakrim, Cotrirer Kemoprim, Metoprim, Mikrosid, Septrin, Trifen, Trimoks).
Hormonlar:
Mutlaka Dermatolog veya endokrinolog tarafından kullanılmalıdırlar.
* Antiandrojenler: Siproteron asetat ve etinil östradiol kombinasyonu bir oral kontraseptiftir. Sebum salgısını ve komedon oluşumunu azaltır. (Diane-35).
* Östrojenler, glukokortikoidler ve gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) kullanılabilen diğer seçeneklerdir.
İsotretinoin:
Dermatologlar tarafından kullanılmalı ve hastalar izlenmelidir.
Şiddetli ve tedaviye dirençli aknede çok etkilidir. Sebum üretimini azaltır, keratinizasyonu düzeltir, p. acnes’i azaltır ve antienflamatuar etkisi vardır. 1-2 mg/kg/gün dozda 18-20 hafta kullanılır. Teratojenik potansiyeli nedeniyle tedavi boyunca ve tedaviden sonraki bir ay içinde hamile kalınmamalıdır. Deri kuruluğu, keilit, konjunktivit, hipertrigliseridemi, epistaksis ve saç dökülmesi yapabilir. (Ro-accutan).
Hangi Tip Aknede Hangi Ajanlar Kullanılmalıdır?
Hafif aknede daha çok topikal ajanların kullanılması yeterlidir. Orta derecede aknede ise topikal ajanlara bir sistemik antibiyotik eklenmesi uygun olabilir. ?iddetli aknede isotretinoin kullanılmalıdır.
Akne Vulgarisin Prognozu Nasıldır?
Olguların çoğu 20’li yaşların başında düzelir. Ancak ender de olsa 30’lu ve 40’lı yaşlara kadar uzayabilir.
Menepoz nedir
Menopoz kadınlarda adetlerin kesilmesi ile başlayan dönemdir.
Menopoz öncesi dönemde yumurtalıkların fonksiyonu yavaşlayarak yumurtlama düzensizleşir ve yumurtalıklardan daha az östrojen (kadınlık hormonu) salınır.
Bu değişiklik sadece üreme organlarını değil aynı zamanda tüm vücudu etkiler. Aylık adetleriniz vücudunuzu gebeliğe hazırlayan karmaşık fonksiyonların sonucudur.
Beyniniz ve yumurtalıklarınız birlikte hareket ederek salgıladıkları hormonlar ile yumurta gelişimini sağlar. Bu hormonlar aynı zamanda yumurtlamaya, yani yumurtanın içinde geliştiği folikülden (keseden) salınımına neden olur.
Bu hormonların etkisi ile gebeliğe hazırlanan ve kalınlaşan rahmin iç tabakası, gebelik oluşmadığında adet kanaması olarak dökülür.
Yaş ilerledikçe yumurtalıklarda yaşlanır, 40 yaş civarında yumurtalıklar beyinden gelen hormonal sinyallere daha az cevap verir, ve daha az östrojen salgılar.
Adetler düzensizleşir, ve menopoz öncesindeki bu dönemde östrojen seviyesi hızlı bir düşüş gösterir. Sonunda yumurtalıklardan yumurta gelişimi ve östrojen üretiminin durması ile adetler kesilir ve menopoz başlar.
Menopoz başladığında artık gebelik mümkün değildir. Ortalama menopoz yaşı 51 dir ve çoğunlukla 42-56 yaşları arasında gerçekleşir. Eğer yumurtalıklar herhangi bir nedenden dolayı alınırlarsa menopoz başlar. Menopozdan sonrada östrojen seviyesi 10-15 yıl boyunca düşmeye devam eder.
Östrojen seviyesi azaldığında neler olur?
Östrojen vücutta birçok organ sistemini etkileyen bir hormondur. Menopozda östrojen üretiminin azalmasına bağlı olarak vücudunuzda bir çok değişiklik meydana gelir.
Bu da çeşitli yakınmalara neden olur. Bununla birlikte uygun östrojen tamamlama tedavisi ile yakınmaların çoğu engellenebilir.
Menopoza bağlı sık görülen yakınmalar şunlardır:
Cilt ve vajendeki değişikler
Menopozda eğer östrojen tedavisi uygulanmazsa cildin elastikiyeti bozulur.
Östrojen eksikliği vajinal kuruluğuda yol açar. Buda cinsel aktiviteyi zorlaştırır. Vajinal kuruluk yakınması olan kadınlarda cinsel ilişki sırasında zedelenen dokulardan kanamalar olabilir.
Mesane ve uretra (idrar kanalı ağzının) östrojen azlığından etkilenerek, sık enfeksiyon ve idrar kaçırmaya neden olabilir.
Sıcak basmaları
Sıcak basması kendini baş boyun ve göğüs cildinin kızarmasıyla belli eder. Bazen çarpıntı ve terleme bunu takip eder. Hergün birkaç kez görülebilen bu yakınmalar birkaç dakika sürer. Çoğunlukla gece görülen bu yakınmalar uykusuzluğa neden olur.
Bu durum gün boyunca huzursuzluk oluşturabilir. Çoğunlukla bir yıldan fazla süren sıcak basmaları beş yıldan fazla devam etmez. Östrojen tamamlama tedavisi ile bu yakınmalardan tamami ile kurtulmak mümkündür.
Birçok kadın menopozda panik hali, depresyon, huzursuzluk, yorgunluk, unutkanlık ve uykusuzlukla karşılaşabilir. Çalışmalar östrojen alan kadınlarda bu bulgulara daha az rastlandığını göstermiştir.
Kalp hastalıkları
Menopozdan sonra kalp hastalığı riski artar. Bunun en önemli nedeni azalmış östrojene bağlı kolesterol (özellikle düşük ağırlıklı kolesterol) seviyesinin yükselmesidir.
Düşük ağırlıklı kolesterol kalp hastalıkları ile ilişkilidir. Kan damarlarında yağ plakları oluşturarak tıkanıklara neden olur. Östrojen tamamlama tedavisi bunuortadan kaldırarak damar tıkanıklıklarını önler ve menopozda kalp hastalığı görülme riskini %50 azaltır.
Bunun yanısıra kalp hastalığı için diğer risk faktörleride araştırılmalıdır. Aile bireylerinde kalp hastalığı olması, sigara, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şişmanlık, aşırı alkol tüketimi ve stres kalp hastalığı riskini arttırır.
Kalp hastalığından korunmak için bazı öneriler şunlardır;
- Tansiyonunuza düzenli olarak ölçtürün
- Sigara içmeyin
- Kolesterol ve doymuş yağlar içeren gıdalardan uzak durun
- Kilonuza dikkat edin
- Düzenli egzersiz yapın
- Düzenli sağlık kontrölü yaptırın
- Osteoporoz (kemik erimesi)
Östrojen kalsiyum kaybını engelleyerek kemiklerin yapısını korur. 30 yaşından sonra kemiklerden kalsiyum kaybı başlar, kemikler incelir ve zayıflar.
Osteoporoz denen bu süreç menopozdan sonra belirgin bir şekilde hızlanır. İleri yaşlarda kemikler zayıflar ve kolaylıkla kırılır. Kadınların hepsi menopoza girmesine rağmen bazılarında osteoporoz gelişir.
Ülkemizde osteoporoz gelişme riski yüksektir. Ailesinde osteoporoz olanlarda, ileri yaşda, vücut ağırlığı düşük olan kişilerde vey menopoza erken giren kadınlarda osteoporoz riski artar.
Bunun yanısıra yaşam stiliniz, egzersiz yapmamak, sigara içmek, fazla kahve ve alkol almak, kalsiyumdan düşük dietle beslenmek osteoporozu arttırır. Hızlı kemik kaybı riskini belirlemek için özel bir test olmamasına rağmen kemik yoğunluğu ölçülerek kemiklerin kırılmaya ne kadar dayanıklı olduğu anlaşılabilir.
Menopozdan sonra erken dönemde kemik kaybı hızlıdır ve östrojen tedavisi ile kemik kitlesi korunabilir. Eğer menopozdan sonra östrojen tedavisine başlamak için bir veya iki yıl beklerseniz kaybedilen kemik kitlesini yerine koymak mümkün olmaz.
Bu nedenle kemik kaybı bu aşamaya gelmeden östrojen tedavisine başlanması gerekir. Kemik kitlesini korumakta iki önemli faktör ise kalsiyum ve egzersizdir.
45 yaş öncesinde günlük kalsiyum ihtiyacı 1 mg iken 45 yaş sonrasında bu ihtiyaç 1.5 mg'a çıkar ,östrojen alan menopozdaki kadınlarda kalsiyum ihtiyacı 1.2 mg dır.
Süt ürünleri kalsiyumdan zengindir. Menopozda sadece kalsiyum alımı kemik kaybını engellemez, fakat kalsiyum östrojenle birlikte alınırsa kemik kaybı azalır. Düzenli egzersiz kemik yoğunluğunun korunmasına yardımcı olur.
Yürüyüşü, jogging ve aerobik kas ve eklem hareketliliğini arttıracak ve kişinin kendini zinde hissetmesini sağlayacaktır.
Östrojen tamamlama tedavisi
Östrojen tamamlama tedavisinin özellikle menopozdan hemen sonra başlandığında kemik kaybını durdurduğu bilinkektedir. Östrojen aynı zamanda kalp hastalığı riskini ve menopoza bağlı diğer bulguları azaltır.
Doktorunuz sizin için uygun olan östrojen dozunu ve kullanım şeklini belirler. Östrojen kullanımını sınırlayan bazı durumlar vardır.
Bunlar:
- Meme kanseri
- Rahim kanseri
- Karaciğer hastalığı
- Safra kesesi hastalığı
- Kanın pıhtılaşma bozuklukları
- Nedeni bilinmeyen vajinal kanama
Bu durumlardan herhangi birisi mevcut ise menopoza bağlı bulguları tedavi etmek için doktorunuza alternatif metodları danışınız.
Östrojenin yan etkileri
Östrojene bağlı bulantı görülebilir. Östrojen uykudan önce alındığında veya cilde yapıştırılan tipleri kullanıldığında bu sorunla karşılaşılmaz. Östrojen kullanımı sırasında görülen diğer bir yakınma ise memelerde ki gerginliktir.
Menopoz öncesi dönemde yumurtalıkların fonksiyonu yavaşlayarak yumurtlama düzensizleşir ve yumurtalıklardan daha az östrojen (kadınlık hormonu) salınır.
Bu değişiklik sadece üreme organlarını değil aynı zamanda tüm vücudu etkiler. Aylık adetleriniz vücudunuzu gebeliğe hazırlayan karmaşık fonksiyonların sonucudur.
Beyniniz ve yumurtalıklarınız birlikte hareket ederek salgıladıkları hormonlar ile yumurta gelişimini sağlar. Bu hormonlar aynı zamanda yumurtlamaya, yani yumurtanın içinde geliştiği folikülden (keseden) salınımına neden olur.
Bu hormonların etkisi ile gebeliğe hazırlanan ve kalınlaşan rahmin iç tabakası, gebelik oluşmadığında adet kanaması olarak dökülür.
Yaş ilerledikçe yumurtalıklarda yaşlanır, 40 yaş civarında yumurtalıklar beyinden gelen hormonal sinyallere daha az cevap verir, ve daha az östrojen salgılar.
Adetler düzensizleşir, ve menopoz öncesindeki bu dönemde östrojen seviyesi hızlı bir düşüş gösterir. Sonunda yumurtalıklardan yumurta gelişimi ve östrojen üretiminin durması ile adetler kesilir ve menopoz başlar.
Menopoz başladığında artık gebelik mümkün değildir. Ortalama menopoz yaşı 51 dir ve çoğunlukla 42-56 yaşları arasında gerçekleşir. Eğer yumurtalıklar herhangi bir nedenden dolayı alınırlarsa menopoz başlar. Menopozdan sonrada östrojen seviyesi 10-15 yıl boyunca düşmeye devam eder.
Östrojen seviyesi azaldığında neler olur?
Östrojen vücutta birçok organ sistemini etkileyen bir hormondur. Menopozda östrojen üretiminin azalmasına bağlı olarak vücudunuzda bir çok değişiklik meydana gelir.
Bu da çeşitli yakınmalara neden olur. Bununla birlikte uygun östrojen tamamlama tedavisi ile yakınmaların çoğu engellenebilir.
Menopoza bağlı sık görülen yakınmalar şunlardır:
Cilt ve vajendeki değişikler
Menopozda eğer östrojen tedavisi uygulanmazsa cildin elastikiyeti bozulur.
Östrojen eksikliği vajinal kuruluğuda yol açar. Buda cinsel aktiviteyi zorlaştırır. Vajinal kuruluk yakınması olan kadınlarda cinsel ilişki sırasında zedelenen dokulardan kanamalar olabilir.
Mesane ve uretra (idrar kanalı ağzının) östrojen azlığından etkilenerek, sık enfeksiyon ve idrar kaçırmaya neden olabilir.
Sıcak basmaları
Sıcak basması kendini baş boyun ve göğüs cildinin kızarmasıyla belli eder. Bazen çarpıntı ve terleme bunu takip eder. Hergün birkaç kez görülebilen bu yakınmalar birkaç dakika sürer. Çoğunlukla gece görülen bu yakınmalar uykusuzluğa neden olur.
Bu durum gün boyunca huzursuzluk oluşturabilir. Çoğunlukla bir yıldan fazla süren sıcak basmaları beş yıldan fazla devam etmez. Östrojen tamamlama tedavisi ile bu yakınmalardan tamami ile kurtulmak mümkündür.
Birçok kadın menopozda panik hali, depresyon, huzursuzluk, yorgunluk, unutkanlık ve uykusuzlukla karşılaşabilir. Çalışmalar östrojen alan kadınlarda bu bulgulara daha az rastlandığını göstermiştir.
Kalp hastalıkları
Menopozdan sonra kalp hastalığı riski artar. Bunun en önemli nedeni azalmış östrojene bağlı kolesterol (özellikle düşük ağırlıklı kolesterol) seviyesinin yükselmesidir.
Düşük ağırlıklı kolesterol kalp hastalıkları ile ilişkilidir. Kan damarlarında yağ plakları oluşturarak tıkanıklara neden olur. Östrojen tamamlama tedavisi bunuortadan kaldırarak damar tıkanıklıklarını önler ve menopozda kalp hastalığı görülme riskini %50 azaltır.
Bunun yanısıra kalp hastalığı için diğer risk faktörleride araştırılmalıdır. Aile bireylerinde kalp hastalığı olması, sigara, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şişmanlık, aşırı alkol tüketimi ve stres kalp hastalığı riskini arttırır.
Kalp hastalığından korunmak için bazı öneriler şunlardır;
- Tansiyonunuza düzenli olarak ölçtürün
- Sigara içmeyin
- Kolesterol ve doymuş yağlar içeren gıdalardan uzak durun
- Kilonuza dikkat edin
- Düzenli egzersiz yapın
- Düzenli sağlık kontrölü yaptırın
- Osteoporoz (kemik erimesi)
Östrojen kalsiyum kaybını engelleyerek kemiklerin yapısını korur. 30 yaşından sonra kemiklerden kalsiyum kaybı başlar, kemikler incelir ve zayıflar.
Osteoporoz denen bu süreç menopozdan sonra belirgin bir şekilde hızlanır. İleri yaşlarda kemikler zayıflar ve kolaylıkla kırılır. Kadınların hepsi menopoza girmesine rağmen bazılarında osteoporoz gelişir.
Ülkemizde osteoporoz gelişme riski yüksektir. Ailesinde osteoporoz olanlarda, ileri yaşda, vücut ağırlığı düşük olan kişilerde vey menopoza erken giren kadınlarda osteoporoz riski artar.
Bunun yanısıra yaşam stiliniz, egzersiz yapmamak, sigara içmek, fazla kahve ve alkol almak, kalsiyumdan düşük dietle beslenmek osteoporozu arttırır. Hızlı kemik kaybı riskini belirlemek için özel bir test olmamasına rağmen kemik yoğunluğu ölçülerek kemiklerin kırılmaya ne kadar dayanıklı olduğu anlaşılabilir.
Menopozdan sonra erken dönemde kemik kaybı hızlıdır ve östrojen tedavisi ile kemik kitlesi korunabilir. Eğer menopozdan sonra östrojen tedavisine başlamak için bir veya iki yıl beklerseniz kaybedilen kemik kitlesini yerine koymak mümkün olmaz.
Bu nedenle kemik kaybı bu aşamaya gelmeden östrojen tedavisine başlanması gerekir. Kemik kitlesini korumakta iki önemli faktör ise kalsiyum ve egzersizdir.
45 yaş öncesinde günlük kalsiyum ihtiyacı 1 mg iken 45 yaş sonrasında bu ihtiyaç 1.5 mg'a çıkar ,östrojen alan menopozdaki kadınlarda kalsiyum ihtiyacı 1.2 mg dır.
Süt ürünleri kalsiyumdan zengindir. Menopozda sadece kalsiyum alımı kemik kaybını engellemez, fakat kalsiyum östrojenle birlikte alınırsa kemik kaybı azalır. Düzenli egzersiz kemik yoğunluğunun korunmasına yardımcı olur.
Yürüyüşü, jogging ve aerobik kas ve eklem hareketliliğini arttıracak ve kişinin kendini zinde hissetmesini sağlayacaktır.
Östrojen tamamlama tedavisi
Östrojen tamamlama tedavisinin özellikle menopozdan hemen sonra başlandığında kemik kaybını durdurduğu bilinkektedir. Östrojen aynı zamanda kalp hastalığı riskini ve menopoza bağlı diğer bulguları azaltır.
Doktorunuz sizin için uygun olan östrojen dozunu ve kullanım şeklini belirler. Östrojen kullanımını sınırlayan bazı durumlar vardır.
Bunlar:
- Meme kanseri
- Rahim kanseri
- Karaciğer hastalığı
- Safra kesesi hastalığı
- Kanın pıhtılaşma bozuklukları
- Nedeni bilinmeyen vajinal kanama
Bu durumlardan herhangi birisi mevcut ise menopoza bağlı bulguları tedavi etmek için doktorunuza alternatif metodları danışınız.
Östrojenin yan etkileri
Östrojene bağlı bulantı görülebilir. Östrojen uykudan önce alındığında veya cilde yapıştırılan tipleri kullanıldığında bu sorunla karşılaşılmaz. Östrojen kullanımı sırasında görülen diğer bir yakınma ise memelerde ki gerginliktir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)